Gezi İstanbul Brasserie’de Öğle Yemeği

2

Şubat ayının belki de en güzel günüydü. Pırıl pırıl bir güneş, berrak bir hava. Taksim’e çıktım. İstikamet Gezi İstanbul… Blogger arkadaşlarımla öğle yemeği yiyeceğiz.

Gezi İstanbul’a yaz aylarında  gitmiş ve kahve içmiştim. Buranın harika bir espresso makinesi olduğunu duymuştum çünkü. Kahvelerini MOC’tan alıyorlar ve onlara özel bir blend hazırlanıyor. Bu kez de mekana ilk ben vardığım için bir latte söyledim.

Oya Emerk, Birgül Erdoğan, Selma Mollaoğlu ve Sibel Yalçın’ın gelmesi de çok uzun sürmedi. Aynur Kıran’ın ev sahipliğinde öğle yemeğimiz başladı.

Öyle fazlaca yurtdışına giden biri değilim. Gördüğüm ülkeler de sayılı. O yüzden Gezi İstanbul dünya mutfağından değişik lezzetleri tanımam için çok iyi bir fırsat oldu. Şef Nejdet Tuna’nın masamıza gelerek herhangi bir şeye alerjimiz olup olmadığını sorması inceliğin farkını hemen belli etti.

Yemek sunumu bir Tayland çorbası olan Tom Kha Kai ile başladı. İçinde tavuk parçaları, mantar ve hindistan cevizi sütü olan bu çorbayı hiiiç uzatmadan günün yıldızı ilan ediyorum. ♠Tam bir kış çorbası, hafif acılı, ekşili….İçinde bir de kişniş var.  Ben bayıldım bu çorbaya. Bundan iki kase içip başka hiç bir yemeğe ihtiyaç duymadan kalkabilirim. Yanında lime ile servis edildi ama doğrusu çorbanın kendi ekşisi bana yetti. Fiyatı da gayet makul geldi doğrusu. 16 TL. Bir işkembe çorbası bile 20 lirayken Gezi İstanbul’da bu çorba içilir mi, içilir!

tayvan-corbasiİçki olarak Pinot Grigio Blush tercih ettim. Şarabın yanında inanılmaz güzellikte bir Burrata peyniri servisi yapıldı. Burrata peynirini butik bir üreticiden alıyorlarmış ve aldıkları yeri sır gibi saklıyorlar. Gerçekten kaymak gibiydi. Ayrıca dana carpaccio servisi de yapıldı ve ben dana carpaccio’ya bakıp “steak tartar mı bu?”demeseydim keşke…. Çok utanıyorum sevgili Romalılar! Yani hayatımda dana carpaccio yememiş olsam “bilmemek ayıp değil ki” diyeceğim ama bildiğim bir şey. Peki ne oldu da ben dana carpaccio’yu steak tartar zannettim?

Anlatayım. Steak tartar ikram edileceği söylendi. Bu özel yemek çiğ kıyma ve çiğ bıldırcın yumurtasından oluşuyormuş. Benim hiç görmediğim bilmediğim bir şey. Ama ‘dünyada yemek namına ne varsa en azından tatmaya değer’ diye düşündüğüm için heyecanla steak tartar’ı beklemeye başladım. Sofrada peşin peşin yemeyeceğini söyleyenler oldu. Ben yiyeceğim de… İşte biraz korktum galiba. Çiğ çiğ kıyma, nasıl olacak bu iş?

Neyse bir fotoğraf çekmeye kalktım ki dana carpaccio gelmiş sofraya. Ben tabi o eti öyle pembe pembe görünce “a-ha dedim, gelmiş steak!” Tabi o anda ağzımdan gayri ihtiyari “tartar bu mu?” cümlesi çıkıverdi. Çıkmasaydı iyiydi. Dana carpaccio’ya çok ayıp oldu!

steak-tartarNeyse, carpaccio iyiydi ve arkasından steak tartar’la tanışma lütfuna eriştim. Gayet güzel bir yiyecek. Üzerinde bıldırcın yumurtası ile geldi ve Oya Hanım bu yemeği Amerika’ya her gittiklerinde yediklerini ve oranın en pahalı yemeklerinden biri olduğunu söyledi. Yedim, lezizdi. Ağızda evet çiğ et yeme hissi bırakıyor ama tadında çiğlikten eser yok. Baharatlarla marine edilerek hazırlanıyor. İşte o arkadaş burada kameraya el sallıyor!

Ufak bir yufka arasında, erik sosuyla servis edilen ördek roll’da başarılıydı. Ördeği sertleştirmeden pişirmek kolay değil. Bu, ağızda dağılıyordu. Bunu dışında Margherita pizza, pepper steak ve keçi peynirli pancar salatası da ikram edildi.

Günün ikinci yıldız benim için Malezya usulü çıtır karidesti. Karidesi zaten çok seviyorum. Bu karidesin de hem sunumuna hem de tadına bayıldım. Bir de limonlu levrek vardı ki, sevdim. Ben balıkla limonu bir araya getirmem. Ama levrekle güzel bir uyum yakalamıştı. Soslu balık sevenler için iyi bir alternatif.

levrek

Tatlı olarak tiramisu ve Creme Catalane Espagneol yedik. Creme Brulee’nin İspanyol versiyonu diyelim. Serin serin çok güzel geldi. Zaten Gezi İstanbul’un pastaları, tatlıları çok başarılı. Daha girişte onlar sizi sarıp sarmalıyor.

karidesGezi İstanbul’da sadece fine dining yok. Çalışanların öğle yemeği alternatiflerini çoğaltmak için o saatlerde özel tencere yemeklerinin sunumu da yapılıyor. Bir de burada kullanılan tüm malzemenin prosesi siparişten sonra başlıyor. Yarı pişmiş makarnalar, paket gıdalar yok. Siparişi veriyorsunuz ve sıfırdan… Salata malzemelerinin tazeliği dikkatimi çekti. Göktürk’te kendi çiftliklerinden geliyormuş. En kısa zamanda Göktürk şubesine de gitmeli.

 

pizzaÇok şık barı, rahat masaları modern ve yormayan dekorasyonu ile Gezi İstanbul’a sunum, alaka, lezzzet, ortam ve bilimum işletmecilik kriterlerinden 5 üzerinden 5 veriyorum.

IMG_5982Bir de ne önemli biliyor musunuz? Sofra… Yani fine dining’de olsa, kağıdın üstünde lahmacun da yeseniz sofra başka bir şey. Kendinizi rahat hissettiğiniz, sohbete çat diye dalabildiğiniz, sadece yemeyip bir de öğrenebildiğiniz bir sofra büyük bir zenginlik gerçekten. Bu ortam için blogger dostlarıma, Aynur Hanım’a, şef Nejdet Tuna’ya  ve Gezi İstanbul personeline çok teşekkür ederim.

tatliO çorbayı içmeye gidin!

Paylaşmak İsterseniz

Kim Yazdı ki?

Tanışırız elbet. :)

2 yorum

  1. Şahane bir anlatımla yine bir çırpıda okudum. Hep beraber sakin hoş sohbetli bir gün geçirmek bana çok iyi geldi. Güzel lezzetlerin mekanı Gezi İstanbul a benden de tam not.
    Sevgiler

Siz yazın biz mutlaka size döneriz! İnanmazsanız deneyin. :)

%d blogcu bunu beğendi: