Bedava Yiyen Blogger’lar

18

Mekanlara, partilere ve etkinliklere davet edilen blogger’larla ilgili kalıp cümleler var kimilerinin dilinde. Örnek:

-Abi bedava gidip yiyip, içiyorlar. Instagram’dan iki tık tık, parayı gömüyorlar.
-Bunlara bedava yedirende kabahat! Yiyip içtikleri yetmezmiş gibi bir de eleştiriyorlar.
-Sabah bir yerde, akşam bir yerde. Bunların işi gücü yok mu, allasen?
-Kızın üç bin takipçisi var, ama bakıyorsun her yerde! Nasıl davet ediyorlar ki onu?
-Ben de açacağım bir Instagram, madem bu işte para var, yer içer kazanırım….
-Herkes gurme olmuş. Bedavacı bunlar…

Bunun gibi cümlelere bir şekilde tanık olduk, olacağız da. Herkesin ağzını büzesimiz yok doğrusu. Ancak doğru bilinen kimi yanlışları da düzeltelim. Birincisi aslında sizin işi gücü yok mu dediğimiz insanların %99’unun bir işi var. Evet kimi bir devlet kurumunda çalışıyor, kimi bir şirkette, kimi bankada, kimi de kendi işletmesinde. Çünkü sadece bir kaç etkinliğe katılıp karın doyurmakla yürümüyor hayat. Onların da bir evleri, sorumlu oldukları bir aileleri ve ödenmesi gereken faturaları var. Açık söylemek gerekirse bu kadar etkinliğe katıldım ve faturalarını bedavadan yiyip içerek ödeyebilen birileriyle karşılaşmadım.

İkincisi mekanlar blogger’lara bedava yedirip içirmezler. Dünyanın neresinde duyulmuş böyle bir şey? Ben mekan sahibi olsam hayır işi dışında kimseye bedava yemek vermezdim. Ticaretin de kuralları var sonuçta. Bir işletme blogger’a mekan ve menü tanıtımı için davet yollar. Bu bir hizmet talebidir. Bunu anlamak bu kadar zor olmasa gerek. Bir yere gider, sunulanı tadar, mekanı tanır ve yazarız. Bunu sosyal medyadaki hesaplarımızdan ve bloglarımızdan yaparız. Gazetede köşesi olanlar gazeteden de yapar. Sonuç “bedava yedik içtik yarabbi şükür” değildir.

Nasıl mı?

Bir davet aldığımızda aylık ajandamızı ona göre düzenlememiz gerekir. Hafta içiyse işten çıkıp yorgun argın gittiğimiz olur, evimize çok uzak bir noktaya saatler öncesinden yola çıktığımız olur. Arabam olmadığı için  evimden çok uzak bir noktaya otobüsle gidip dakikalarca yağmur altında yürüdüğümü hatırlarım.  Haftalar önce söz verdiğimiz için hasta hasta gittiğimiz bile olur. Mekana vardığımızda vaktimizin büyük bölümü fotoğraf çekmekle geçer. Hatta biz fotoğrafını çekene kadar yemekler soğur. En iyi kadraj için yarışırız genellikle. Menüyü tadar ve mekana dair düşüncelerimizi iletiriz. Aslında yazdığımızdan daha sert eleştirileri bizzat mekan sahibinin ve şefin yüzüne söyleriz.

Elbette sonuç olarak dünyanın en zor işini yapmıyoruzdur o anda. Sohbet de ederiz, güler eğleniriz de, bu da çok garip olmasa gerek. Nihayetinde çalışırken eğlenmek herkesin hayalidir. Sonra kalkar gideriz veeeee…. Ertesi gün yine acıkırız. (Bak seeen! Bir de böyle terbiyesizizdir işte! ) Yine iş arkadaşlarımızla aynı masalarda çalışırız, patron kahrı çekeriz ya da çalışanların maaşlarını ödeme derdine düşeriz. ☺ Yani bedava yedik içtik de ne oldu? İşte çoğu kişi işin burada bittiğini sanır.

Hayır asıl iş davet bitince başlar!

Davet bitiminde sıra çektiğimiz fotoğrafların derlenmesine ve yazı aşamasına gelir. Yazı dediğimiz iş bu kadar da basit değildir. Genellikle 2 ila 4 saat kadar klavye başında harcayarak yazımızı yayıma almak için çabalarız. Çektiğimiz onlarca fotoğraf içinde en iyilerini seçerek düzenlemeye girişiriz. Yazıyı bloga koyduktan sonra da okunmasını sağlamak için ayrıca bir mesai harcarız. Her yere yollarız bu linki. Değişik sosyal kanallarda da düşüncelerimizi ve değerlendirmelerimizi yazarız. Puanlarımızı veririz. Sonuç olarak elimizde bir yazı vardır sadece. Bu yazı bloglarımıza girmiştir, orada uzun süre okunacaktır, insanlara o mekan hakkında bir fikir verecektir ve mekanın sosyal medyadaki görünümünü arttıracaktır. Yiyip acıkmak gibi kısa vadeli bir şey, kalıcı bir işe dönüşmüştür bu noktada. Yazı mekanla ilgili olsa da bizim yazımızdır, kalitesinden de okunmasından da, korunmasından da biz sorumluyuzdur.

Ha bu yazım yayım aşamasında da “kendi paramızla” karnımızı doyururuz.  “Parasıyla arslanlar gibi yiyip içtiğinin!” yazısını yazıp paylaşımını yapmak o kişinin takdirine kalmış bir şey.
(Ben stilika.com’da ailemle gittiğim yerleri yazmayı ve paylaşmayı benimsemiyorum. Bunun için genellikle zomato.com/stilika profilimi kullanıyorum. Kısmen de Instagram’ı. O yüzden Stilika’da sadece mekan tanıtımlarını okuyabilirsiniz, ama o yazılarımda da eleştiriler vardır. Beğenmediğim hiç memnun kalmadığım bir mekanı ise yazmam. Bu sanırım o mekan için de iyi bir şey, yazarsam sert yazmak zorunda kalırım zira.)

Bu yazılan yazı ve paylaşımlar başlı başına o mekanın reklam ve tanıtım çalışmasıdır. Emin olun blogger’ların yazıları sayesinde mekanlar müşteri kazanıyorlar ve rezervasyon yaptıran kişi sayısı artıyor. Yani bir blogger’a “bedava” yedirildiği iddia edilen o yemek var ya o yemek, mekana müşteri olarak dönüyor.Peki şimdi size bir soru: Burada blogger mı bedava yemiş oluyor, yoksa mekan çok ekonomik bir yoldan tanıtımını mı yapmış oluyor?
Düşünün! Capito?

Gurmelik meselesine başka bir yazıda değineceğim.

Paylaşmak İsterseniz

Kim Yazdı ki?

Tanışırız elbet. :)

18 yorum

  1. Her zaman oturdugu yerden herseyi kolay zannedip elestirenler olacaktir. Yazinizi ilgiyle okudum. Dogrulari yazmissiniz. Bir isletme tv ya da gazeteye büyük paralar verir reklam için. Böylesi çok daha ekonomik.

    • Teşekkürler Derya,
      Aslında her ne yazıyorsak sitemiz için yararlı olacağını düşünerek yazıyoruz, bırakın para kazanmayı sitelerimizi ayakta tutmak için maaşlarımızın büyük bölümünü harcıyoruz. Keşke bu emeğin bir karşılığı olsaydı, ama bu keşkeleri içine gömerek ilerleyenler çoğunlukta. 🙂

  2. Çok güzel bir yazı olmuş. Hep konuşulan ve yanlış anlaşılan bir konu. Kendini bilmezler her camiada var. O kafalar bile anlayacak bazı gerçekleri bu yazıdan sonra. Eline sağlık!

    • Teşekkürler Nilgun. Başka konu yokmuş gibi sürekli bu konuşuluyor, belki de içinde olduğumuz için bana fazla gelmeye başladı artık. Herkesin yaptığı işe bakması en iyisi. 🙂

  3. Ajandamda içerik notlarımda bu konu üzerine de bir içerik üretmek vardı ancak böyle bir içerik varken yenisini üretmeye gerek yok. Teşekkürler, dışarıdan göründüğü gibi olmadığını güzel anlatmışsınız.

    • Teşekkür ederim Vural. Bence siz yine de içeriğinizi üretin. Çünkü ne kadar çok kişi okursa o kadar iyi diye düşünüyorum. İçerik üretimi aslında yaptığımız işin temeli. Ki hayatta pek çok kişi dürüstçe bu çeşit bir üretim dahi yapmazken sürekli topun ağzına konmaktan rahatsızlığımı dile getirmeye çalıştım.

  4. Sevgili Stilika, ne kadar da içten yazmışsınız meramınızı. Ancak bir sık sık duyduğumuz bir şey var. Blogger’ların mekanlara gidip servis istemeleri ve sonrasında da ben blog yazarıyım deyip para ödemeden kalkmaları. Bununla ilgili basında da bir şeyler okumuştum zamanında. Bu söylentiler doğru mu, ya da bunu yapanlar hakkında ne düşünüyorsunuz bilmek istiyorum.

    • 🙂 Mehmet Bey, ne diyeyim şimdi?
      Bu tür söylentiler hep dolaşıyor ama ben daha buna tanık olmadım. Asla bir yere gidip böyle bir görgüsüzlük de yapmadım,yapan birini de tanımadım. Eğer yapanlar varsa iddia sahipleri bunların kim olduğunu açıklasın bilelim. Hiç bir mekan sahibi ben şuyum buyum diyene tolerans göstermek zorunda değil. Ancak söylentiler üzerinden kimseyi suçlamak da doğru olmaz. Diyelim ki bir mekan böyle bir olay yaşadı, o zaman bu durumu nasıl yöneteceğini de ilgili kişilere sorup öğrenebilir.

  5. Harikasın sevgili Rabia. Yazdıklarının hepsi çok doğru. Üstelik daha artısı var. Gerçekten hakkıyla bu işi yapanlara büyük haksızlık. Çalışkanlığını dürüst ve tarafsız fikirlerini seviyorum.

  6. O kadar haklisiniz ki hatta birçok kez cepten yediğimi de biliyorum ben ya da davet diye çağırılıp birer çayla gönderildiğimizi:) tabii ciddi müesseler böyle yapmıyorlar. Gittikçe gördükçe tanıyoruz.

    Yazi yazmak, fotoğrafları derlemek bütün gün sosyal medyayı takip etmek hiç de kolay degil! O yüzden baslayanını çok duydum ama devam ettirebilen az. Hem o kadar kosturmanin, tanitmanin karsiligini da almali insan oyle degil mi?

    Sevgiler…

Siz yazın biz mutlaka size döneriz! İnanmazsanız deneyin. :)

%d blogcu bunu beğendi: