Zeytinyağına Yolculuk-Zeytini Kuşlar Diker

0

27 Şubat Cumartesi günü Peak Hotelde Zeytinyağı Duyusal Tadım Analizleri eğitimine katıldım ve alerjik rinit nedeniyle tat ve koku alamıyordum. İşte bir dramdır sevgili Stilika okurları. Dolayısıyla eğitimin tadım aşamasını lobide geçirmek zorunda kaldım ama yine de o kadar verimli bir eğitimdi ki zeytinyağı ile ilgili bilgi dağarcığım bir hayli dağarcıklandı. Siz de dağarcıklanmak istersiniz diye bu yazıyı kaleme alıyorum. Çünkü yağ çok önemli.

Eğitimimiz Zeytinyağına Yolculuk isimli seminerle başladı. hangizeytinyagi.com ve hangizeytinyagi.net sitelerinin kurusucu, zeytinyağı tadım uzmanı Serdar Öçten Ünsal oldukça kapsamlı slaytlar eşliğinde zeytini, zeytin ağacını ve zeytinyağını anlattı bizlere. Zeytin ağacının doğru şekilde taşındığında hiç bir zarar görmediğini, gittiği yerin iklimine göre kabuğunu kalınlaştırdığını ya da incelttiğini, zeytinin tanesinin de iklime uyum sağladığını böylece öğrenmiş oldum. Tabi kurallarına uygun olarak yeniden dikimi yapılabilirse.

Zeytin ağacı yıllar geçtikçe değerlenen, anıtlaşan bir ağaç…. Eğitimde de ülkemizdeki anıt zeytin ağaçlarını görme fırsatı yakaladık. Zeytin ağacının yaşlandıkça içinin boşaldığını da öğrenmiş olduk. Zeytin ağacının anavatanı Bereketli Hilal. Yani tam bizim topraklarımız ve Levant bölgesi aslında. Yine de bu kadar kadim bir zeytin kültürü içinde neden içinde zeytin geçen türkülerimizin az olduğunun cevabını araştırmak gerekiyor. Neden gerçekten? Zeytin ülkesiyiz, zeytini bilmiyoruz, üç tarafımız denizlerle çevrili deniz ürünlerini, balığı bilmiyoruz. Bir gariplik var bu işte!

Neyse zeytin ağacına dönersek… Zeytinde bir var yılı vardır bir de yok yılı. Bir sene güzel verim alınan zeytinlikten ertesi sene ürün toplanamaz. Bunun sebebinin tamamen yanlış zeytin toplama uygulamaları olduğunu öğrendik. Sırıklarla dallara vura vura zeytin toplama işleminde ağaç çok fazla yaprak döküyor. Gelecek senenin filiz oyukları da sırıklardan nasibini alıyor. Bu yüzden ağacın kendini toparlaması bir seneyi buluyor. Yani var yılı yok yılını yaratan bizleriz aslında. Zeytinin vurulmadan, mümkün olduğu kadar az yaprak dökerek toplanması gerekiyor.

Diyelim ki öyle toplandı, bütün iş orada bitmiyor tabi ki, zeytinin erken hasadı çok önemli, zeytinyağının kalitesini direkt etkiliyor. Yeşilden alaya dönerken toplanan zeytin makbul. Ayrıca zeytinin çuvallara konulmadan, kasalara toplanması ve 6 saat içinde fabrikada sıkılmaya başlaması da çok çok önemli. Çünkü zeytin çuvala konunca merkezinde kısa sürede kaynama noktasına ulaşıyor ve tadı bozuluyor.

Peki kasalara da kondu, her şeyi iyi güzel, ya sıkım aşaması? Şimdi o slaytları gözümün önüne getirince zeytinyağı gibi bir iksirin nasıl kötü koşullarda sıkıldığını size nasıl anlatayım bilemedim. Başında sigara içilen makineler, yer hizasında dökülen zeytinler ve kötü yıkama koşulları, zeytinin kara suyunun akması ve çuvallara bulaşması, içinde bilmem kaç günlük zeytin hamuru kalıntılarının olduğu sıkım aparatları…. yani mesela böyle bir portakal suyu sıkımına şahit olsak bir daha hazır portakal suyu içmeyiz ama zeytinyağına neden bu muameleyi yapıyoruz? Zeytinyağı daha üretim aşamasında bile neden besin maddesi gibi görülmüyor? Yoksa zeytinyağı kirlenmez, bakteri üretmez, her koşulda sağlıklıdır diye mi düşünülüyor?

Bu yazı bitmez. Çok da uzamasın. Devamı gelecek….

Paylaşmak İsterseniz

Kim Yazdı ki?

Tanışırız elbet. :)

Siz yazın biz mutlaka size döneriz! İnanmazsanız deneyin. :)

%d blogcu bunu beğendi: