Efsane Olacak Portre: Lea Seydoux

0

Ona bakmak tıpkı sadece ressamının gördüğü bir portreye bakmak gibi. Biliyorsunuz o portre bir gün dünyanın en unutulmaz simalarından biri olacak. Bunu hissedebiliyorsunuz çok açıklayamasanız da. Lea Seydoux’a bakmak da insanda böyle bir his uyandırıyor. 20, 30,40 yıl sonrasi canlanabiliyor gözünüzün önünde. “Sinemada unutulmazlar arasına girmiş bir kadın.”  O açıklanamaz, tarif etmeye çalıştıkça yetersiz kalınacak cazibesiyle (hadi buna klasik jönesegua diyelim!) tam bir Fransız. Yo hayır Parisli. Hem de Paris’in simgesi olabilecek kadar.
Lea henüz 28 yaşında. Sarışınken daha genç görünüyor, Kumral hali daha olgun. Kimileri Lea’yı kumral seviyor. Her renge yakışan kadınlardan O.  Hani Levi’s Dangereous Liasion reklamı vardı bundan 6 – 7 yıl önce. Yüksek tavanlı boş bir evde bir kız ve erkek şehvetle soyunuyorlardı. Her bir soyunma safhası bir döneme atlatıyordu onları. Kız bir sarışın oluyordu,  bir kumral… Her hali çok güzeldi. İşte o kız Lea. Reklam yüzlerinin isimlerini pek bilmeyiz ama Lea’yı öğrendik. Öğretti kendini.
Lea her pazar sabahı mutlaka Eric Kayser pastanesinde kahvaltı eder. Paris sokaklarında dolaşmaya bayılır. Parisli olmayı çok kıymetli bir madalyonmuşcasına taşır üzerinde. Parisli kadınların çoğu gibi o da kırmızı ruj sürer ve  Fransızların kırmızı ruja bayıldığını söyler. Nedenini söylemez ama. Çünkü tamamen o açıklanamayan cazibeyle ilgilidir bu. Fransızların bayıldığı şeylerden biri de kusurlu güzellik olmalı. Lea’nın gözleri çok güzeldir, dudakları, çenesi, yanakları…. Dişleri hafif ayrıktır ama. Bizdeki dişleri ayrık oyuncuları düşünüyorum. En fazla figüren hallerini görüyoruz onların. Bir diziden azıcık para kazanır kazanmaz kapanıveriyor dişler. Lea’nın yok böyle bir derdi. (Tıpkı Laetitia Casta’nın da dişlerinin hafif yamuk olması ama bunun için kesinlikle dişçiye gitmemesi gibi!) Çünkü doğrusu bu. Kusursuz bir doğa vardır el değmemişinden. Dokuları vardır. Kimi zaman pürtüklüdür, kimi zaman budaklar salar, kimi zaman da su gibi pürüzsüzleşir. O doğaya dokunmamak gerekir. Dokunursak bozulur, deforme olur. Lea’da dokunmuyor dişlerine.

Burnu da ölçülerin hafif dışında. Hokkadan hallice mi desek, hafifçe büyük mü desek.. Ne gam. O’na bu burun yakışıyor, çünkü tek tek parçalarında değil bütününde bir güzellik var Lea’nın, tıpkı Paris gibi.

O’nu daha çok göreceğiz. Prada Candy’de izledik, Midnight Exprss’te izledik. Blue is the Warmeest’te izledik. Çok izleyeceğiz daha ve sonra dönüp şunu diyebileceğiz. “O portreyi ilk görenlerdenim ve biliyordum bir efsane olacağını.”

Paylaşmak İsterseniz

Kim Yazdı ki?

Tanışırız elbet. :)

Siz yazın biz mutlaka size döneriz! İnanmazsanız deneyin. :)

%d blogcu bunu beğendi: